namusluyum diye gecinen turbanli orospular

kedidir kedi.

pink floyd un bitmesi

pink floyd'un bitmesi, ekinlerin bu yıl iyi hasat vermeyeceğine delalettir.
pink floyd, syd'in lsd aldığı bi anda bittiyse boku yediğinizin resmidir.
pink floyd, 3. biranın 6. yudumunda bittiyse belki de elinize kastanyet alıp, kafanıza huni geçirmenin zamanının geldiğine delalettir.
pink floyd, rüyanızda comfortably numb'ın ortasında bittiyse alnınızın çatında sinir damarının kabaracağına işarettir.
pink floyd, iyiye işarettir.

kaciklik diplomasi

bu filmi ilgisiz bir koca, mutsuz bir evlilik, evlat acısı ve bir kadının en sonunda ruh sağlığını yitirmesi şeklinde avam bir şekilde anlatayım ki kimmmmsecikler izlemesin. aman efendiler böyle dediğimne bakmayın, ne yapın edin bulun buluşturun bu filmi seyredin. kanal d’de film bittiğinde saat 04.38 idi, penguenlerin istenmeyen tüy problemlerinin anlatıldığı belgesel filmlerin verildiği saatte verildi film, yazık oldu vah vah ama iyi oldu, uykumuzu açtı, beynimize oksijen gitti.

----- spoiler -----
yavaş yavaş delirdiğini gördüğümüz kadının kendini atatürk’e yakın hissetmesi boşuna değildir. nasıl ki atatürk boyun eğmekten, eğdirilmekten, eğdirmekten nefret etmiştir ve bunun farkında olmayan bir milletin gözünü açmıştır; kadın da filmde biraz delirip kaçık kaçık davranarak bunun değerini anlamış ve ilgisizliği ve bencilliğiyle aynı cefayı çektiren deyyus kocasını boşamıştır.

bir diğer spider spoiler ise nutuk okunan sahneden... an-la-şı-la-ma-mak!!! nutuk’un yazıldığı eski türkçe sözcükler ne kadar uzak, yabancı ve kapalı ise sevgi ve anlayış ve ilgi ve insan sıcaklığı da kadına o kadar uzak, o kadar yabancı ve kapalıdır. ah minel göndermeler! şahane şahane.

hastaneye girmeden önce zehirli, hormonlu diye mutfakta yerlere fırlattığı tüm yiyecekler ile hastaneden çıktıktan sonra üzerine sirke (yine mutfakta) gezdirdiği salata sahnesi arasındaki parallelik. after-before baby! salatadan sonra hayatın tadını çıkardığı sahnelerin peşisıra gelmesi, of of.
----- spoiler -----

ilahi tunç başaran, bana bu saatte entry yazdırdın!

1984

winston'ın reformation'ın yeni yeni geldiği zamanlardaki anısı; bebek kız kardeşinin elinden çikolatayı alıp kaçması, çikolatanın ne kendine ne kardeşine yar olması, elinde eriyip gitmesi, winston döndüğünde annesinin ve kız kardeşinin yok olması ve bunun bu kadar soğuk anlatılması!

çocukların akıllara zarar bencilliği + korkutucu benmerkezciliği iğrençtir / masumdur evet (thomas hobbes haklıdır ilelebet!). olay o değil. bu anı o kadar gömülmüştür ki bilinçaltına sarsıcı bi şekilde anımsanması beklenir. ama buz gib anlatılmıştır. etkisi soğukluğuyla müsemmadır. onca şey olur kitapta, akıl şaşar kalır, onlardan biridir işte bu da.

ferhat gocer gocmez cakan cokmak

bu armutvari çokmakların süpersonik aforizmaları vardır. allamuafaza kafka'yla yarışırlar.

misal: "biri bana gelsin / o da sensin"

bu ne lan? "biri bana gelsin" (iç ses: rus olsa fena olmaz. dur lan romantiktim ben, hasktr sıçtık) "o da sensin" (iç ses continued: o da ola ola sensin anuagoduum, o da sensin -dişlerini sıkarak, boyun damarları eşliğinde).

ferhat gocer gocmez cakan cokmak

2008 ağustosunda icat edilmiş bir çokmak türüdür. çokmaktır evet.
ferhat göçer'in boyun damarlarını, sıkı kalçalarını teşhir eden dar ceketini ve kulağından bağırsaklarına gerilmesini dilediğimiz kulak zamazingosunu görünce aktive olan, fildişi sahillerinin leziz baharatları tarafından klinik testelere tabi tutulan ve tabi tutulur tutulmaz kirpiklere iyi geldiği anlaşılan bir çeşit armut tatlısıdır.

hanımlar beyler, bu çokmağa bayılacaksınız!

gece yarisi kederlere bogulan insan

tanım: gece 12’den sonra (bu gece yarısı demek) üzülen (keder manasında) insan (homo sapiens sapiens) türü.

kadınların yirmiye diye ayrıldığı günümüz kent yaşamında (hah hah söz sanatı, ilahi! yirmi yedi len, şaşma) ve şişelerin dibine vururken gracias a la vida’yı “hayat ağzıma sıçtın, çok teşekkür ederim” şeklinde tükürükler saçarak söyleyen erkek adamların oluştura geldiği; sıklıkla karşılaşılan ve lakin sıkıntıyla karşılanan bir vakadır. fonda tercihe göre ya sezen aksu çalar ya da anathema, maynard james keenan filan. derken ufaktan kedere eşlik eden şikayetler dökülür sapır supur ve dahi lapada güppede: gökyüzünden yıldızlar mı indirilmemiştir de kıymet bilmemiştir sevgili; o şerefsiz patron için az mı eşşek gibi çalışılmamıştır ve fakat terfiyi dolgun memeli platin hatun almamıştır; o baba için az mı ağız kokusu çekilmemiştir de o bi araba anahtarını esirgemiştir ondan ha, sorarım sana! madem ki durum böyle böyledir o zaman derhal sigara yakılacak, derin bir nefes alınacak, akabinde derin bi nefes de alınacak, omuzlar inecek inecek kalkacak, derin derin bi yerlere bakılacak (hele ki kalabalık bir melankoli ibadeti varsa abaaaavvvvv klip çekilir allaaama. herkes farklı farklı yerlere bakar ehehehahha. gözgöze gelindi mi de gözler hemen kaçırılır; olmadı salak salak gülümsenir “anlıyorum dostum seni, ama bak ben daha dertliyim, kusura bakma göz kontağımı daha fazla uzatıp ajitasyonumdan yiyemicem” alt metinli mesajlar karşıdakinin algı merkezine iletilir.

zaman ilerledikçe iç sıkıntısı katmerlenir. dünyanın sonu gelmiştir, yaa evet nasıl da unutulmuştur bu! mutsuzluğu bileyecek arabesk yollara da kal gelmiştir artık: cep telefonu mesajları okunmuş, msn logları 2 kere hatmedilmiş, telefondaki ve bilgisayardaki fotoğraflara zoom yapıla yapıla 876983790 kez bakılmış, malum parfüm sıkılmış, malum anı hatırlanıp siyeehehee siyehehhehe diye içli içli gülümsenmiştir. alkolden, sigaradan, gamdan, kederden ağırlaşmış bünye göz kapaklarına abanır da abanır. haa bu arada leman sam şarkıları ve ferhat göçer göçmez çakan çokmak aforizmalarının peşisıra dökülüveren inci gibi gözyaşlarından sonra artık dayanacak göt kalmamıştır afedersin. “uyuyim bari… mıııyy… çok kötüyüm ama mıyyyyy uyuyim uyuyim mıyyy maayy”

şaka lan şaka, dalga geçmiyorum. sen de haklısın. evet dünyanın sonu geldi, hı hı. ağla ağla açılırsın. ah yavruumm.

onno tunc

uğruna hala haber bekliyorum senden yazılmış ölü.
boyut değişir, insan değişmez.
bi de sanırım sezen aksu insan değil. tanrı?
tanrı bilir. amin.

serdar ortac

fıtıfıtfıt fıtıfıtfıt fıt fıt lise lise
vididvik vik vididiviki vik makarnaaaa diye şarkısı var bu adamın. inanmıyorsanız şeytan adlı şarkısını bi daha dinleyin.

tel cambazinin tel ustundeki durumunu anlatir siirdir

turgut uyar şiiridir. sezen aksu şarkısını söyler bunun sakin sakin.

sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
tanrınız büyük âmenna
şiiriniz adamakıllı şiir
dumanı da caba
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

bütün ağaçlarla uyumuşum
kalabalık ha olmuş ha olmamış
sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
ama ağaçlar şöyleymiş
ama sokaklar böyleymiş
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yangelmişim dizboyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
hiçbirinizle döğüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
ben tam dünyaya göre
ben tam kendime göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

ciktigim var

benim bir gizli bildiğim var (çıktığım var diyenlere girsin)
sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
ben tam dünyaya göre
ben tam kendime göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız.

tel cambazının tel üstündeki durumunu anlatır şiirdir. off süperdir.

gunde 3 paket samsun icen adam sesi

boru sesi. ti.

septimus warren smith

mrs. dalloway romanında bir karakter. ama ne karakter!
1. dünya savaşı'nda savaşmış (yer almış demek ayıp geldi) ve en yakın arkadaşının ölümüne şahit olmuştur. savaşta yaşadıkları onu "hissedemez" kılmıştır. savaş sonrası görece cıvıl ve renkli londra sokaklarında clarissa dalloway akşamki partisi için alışveriş yapıp, o günün her dakikasının, londra sokaklarının, parklarının, big ben'in keyfini sürerken ("this moment of june"); septimus herkesten ve her şeyden kopuk, kendi dünyasında boğulmuş, iletişime kapanmak zorunda kalmış, ülkesi uğruna savaştıktan sonra ülkesinin kendisine dayattılarına muazzam derecede yabancılaşmış bir insan oluvermiştir.

her şeyden öte hissizleşmiştir. (hooopp adalet ağaoğlu'na zıplayalım: "kanamak bir yaşam belirtisidir. taşın kanadığını gördün mi hiç?" der bir kitabında. işte septimus artık kanayamıyordur bile.) en sonunda dayanamaz ve intihar eder. intihar ettiği sahneyi anlatmak lüzumsuz, doktor ayrıntıları vs... tam o sırada clarissa'nın evinin karşısındaki evde yatağını yapıp uyumaya hazırlanan yaşlı kadın imgesi her şeye son noktayı koyar. bir çeşit ikindi sıkıntısı. içte ağırlık:

“now that it was all over, truce signed and the dead buried, he [septimus] had, especially in the evening, these thunder-claps of fear. he could not feel.”

miska

nazım hikmet'in masallarında, orman cüceleri'ndeki cücelerden biridir.

zajo

yangın duası adlı oyundaki 2 eril karakterden birinin adı. oyunun yazarı berkun oya canlandırmaktadır. selefi mustafa uğurlu'dur. o mohikan kılıklı saçlarla, ibiş + çuval gri takım elbiseyle bile yakışıklıdır berkun oya. mişka'nın kocası, bin'in arkadaşıdır. zajoyla bin'in "pişşşt, pişştt" geyikleri vardır ki akla ziyandır.

bugun de bize ayrilan surenin sonuna geldik

ya bugün de bize ayrılan sünnetin sonuna gelseydik? tehlikenin farkında mısınız?

miska

berkun oya nam dahi delinin yangın duası oyunundaki karakterlerden kadın olanının adı. zajo'nun zevcesi. tarçın kavanozunu kırmışlığı ve yer çekimine teslim olmak için hamile kalmak istemişliği vardır. ayak bileklerine kadar ılık sularda yürümek isteyen bir romantiktir. ülkü duru tarafından canlandırılır. oalğanüstüdür, olağanüstü!

le fabuleux destin d amelie poulain

ve faniler, tanrı'ya yann tiersen'i yarattığı için şükranlarını sundular... (old testament, paul 23:1)

tam olarak koordinatları da verelim (malum, kutsal kitaplar zihin açıcıdır) soundtrack'te dokuzuncu ve on dokuzuncu (sayıyla 9. ve 19.) parçalarda şükran arzları mübahtır. ondan sonra meydana gelen kollardaki uyuşma ve uyuma isteği sizin hastalıklı ruhunuzun yansımalarıdır. tanrıyla şaka olmaz!

tutkuyla sevdigim yalniz ve guzel ulkem

elini kana vahsete bulamadan, bin atin sirtina binip asip kesmenin ve dahi atip tutmanin verdigi cocukca nes’eye (!!!) gark olmadan, ucuz soven kic yalamalara (bunun icin <bkz: ebru gundes>) zerre ihtiyac duymadan bir ulkeyi sakince ve cok sevmenin en guzel tarifi. ici bos basaklarin, bi boka yaramayan zerzevatlarin her daim kulaklarin duyabilecegi ve gozlerin gorebilecegi menzilde yer almalarina karsin isini dogru duzgun yapan, ici dolu basaklarin mutevazilikle egdikleri baslarindan bunca basarinin cikmasina hemi seviniyorum, hemi de homur homur domurdanip "neden boyle bu isler yau"larda bogulmak istiyorum.

soylemeyi unutmadan; nuri bilge ceylan cannes film festivali nde aldigi en iyi yonetmen odulunu tutkuyla sevdigi yalniz ve guzel ulkesine ithaf etmistir.

yatagin altini copluk sanmak

terbiyesizliktir.